18 Mart 2010

Ati Bey'den hediye böcük


13 yaşında çok bunaldığım bir tatilde, Antalya'nın ara sokaklarından birinde dolanırken, seyyar bir kitapçı elime tutuşturmuştu Sıdıka/Öpücük Balığı'nı. Metis yayınlarının o zamanlar çıkardığı bu incecik, küçücük kitap beni çok acayip bir dünyaya götürmüştü.

Sonrasında lise yıllarım boyunca "Ben sevdim siz de sevin!" diyerek elden ele dolaştırmıştım o küçücük kitabı ve sonraki Usulcacık'ları, Ebekulak'ları, Civciv Kutusu'nu, Uyuyamadığım/Düş Kovalayan'ı.. Taa ki o canım kitaplarım sayfaları bir bir yolunmuş, üzeri karalanmış, kapağı kırış kırış olmuş şekilde bana geri dönene kadar... Sonrasında İletişim Yayınları'ndan çıkan tüm kitaplarını kendime sakladım, elbette. Birkaç manitacılığa kurban gitti Menekşe İstasyonu, birinde de Yalnızlık Aletleri kalmıştı galiba. Yeniden aldım ve kitaplığımın en müstesna yerlerine dizdim sıra sıra. Çünkü Atilla Atalay'a olan hayranlığım, bitmek bilmez bir hızla yol alırken onun gibi yazmak dediğimiz şey, damarlarıma kıskançlık dediğimiz o melun zehri düşünmeden zerketmişti.

Babamdan kalma bir alışkanlıkla zaten bizim eve her Çarşamba Fırt, Hıbır, Dıgıl falan girerdi. Ama Atalay'ın yeri ayrıydı. Sayesinde o dönem yazdığı HBR Maymun'la birlikte devam ettim Sıdıka'ya. Ve tabii o insanın gözüne yumruğuı çakıveren öykülerine. Onlar başkaydı.

Şanslıyım, sonrasında 23 yaşındayken, Atalay'la bir mizah dergisinin kurulmasını gündeminde bir iş görüşmesi vesilesiyle bizzat tanışma şerefine de nail oldum. Hiç unutmam, Talimhane'de bulunan bir ajansta gerçekleşen iş görüşmesi, onun okuruyken arkadaşı olan genç bir öğretim görevlisi bir kızcağızın da gelmesiyle bir anda lezzetli bir sohbete dönüşmüş, tam üç saat boyunca Atalay yazdığı dizilerin senaryolarını üçe katlayacak bir performansla iş görüşmesini bir anda yerli tiyatroya çevirmiş ve bizi gülmekten yerlere yatırmıştı. Ama o görüşmedeki tavan noktası, üstadın henüz çaylak gibi YeniHarman'da, Lemanyak'ta bir şeyler karalayan bendenizi ismen bilmesi, "Aa ben senin yazılarını okuyorum" demiş olmasıydı. İşte o vakit; açlığımı, susuzluğumu, başağrımı ya da çalan telefonları tamamen unutmuş, beni seçtiğim yola hızla itekleyen o yazıların müsebbibine doğru gülümseyip kızarmış, bozarmış ama bir yandan da çok gururlanmıştım. Hayatın beni, yaptıklarımın doğru olduğuna inandırması gerekiyordu ve o anda buna o kadar inanmıştım ki halaya koşabilirdim.

Sonrası.. O mizah dergisi Ati Bey olmadan çıktı ve bendeniz de başka bir yola doğru savruldum. Kendisiyle kitapları dışında bir daha biraraya gelemedim. Ne yalan söyleyeyim, çok yıllar geçince de LeMan dergisinde devam eden Sıkılhan karakterini diğerleri gibi benimseyemedim. Sıdıka'nın dizisine çok gülerdim, hatta bir dönemin en acayip karakterlerinden
, nefsini terbiye etmek için 1976-1979 yılları arasında bilfiil çişini tutmuş ünlü karate hocası Baturalp Dinçdarı'ya da çok gülerdim. Ama hiçbiri yazarın kitaplarında okuduğum tadı vermedi, elbette bana.

Atalay'ın Kalbin Böcüü adını verdiği 13. kitabı diğer kitaplarının sonlarında bulunan öykülerin bir derlemesi. Kitap içinde Atalay'ın 30. yazı yılı nedeniyle 30 öykü bulunuyor. İçindeki tek yeni öykü de "Kalbin Böcüü". Yeni öyküler beklerken best of'la karşılaşmak birazcık hayalkırıklığına neden olsa da, gene de üstadın Fintasfenkinör, Ornitorenk, Yatık Sekiz gibi ünlü öykülerini yeniden okumak beni yine lise yıllarıma fırlattı, o vakitlerden bu vakitlere gelirken de biraz rötar yaptım işte.

Aranızda henüz kendisiyle tanışmamış olanlara şiddetle tavsiyedir.