28 Nisan 2011

Hakan Günday: Benim enstrümanım 29 Harf

Hakan Günday
Benim için en heyecan verici röportajlardan biri oldu Hakan Günday. Aslında "Az" vesilesiyle olan bu sohbeti yapalı neredeyse 1 ay oluyor. Ama yayınlanması biraz geç oldu. Yine de kitabı yayınlanmadan önce, çıktı versiyonundan A4'e basılmış haliyle okumak çok zevkliydi ne yalan söyleyeyim. Derda ve Derdâ'nın hikayesini okudukça açıldım, açıldıkça okudum, yazdım, heyecanlandım çok. 


Son derece mütevazı bir insan, Hakan Günday. Ama siz yine de "Az"ın bu kadar çok reklamının yapılmasına kafayı takmayın. Bu kez reklamla kitabın değeri doğru orantıılı.

Sıla, Gripin, Kabus Kerim, Cumhur Avcil... Seçme haberler.

Aktüel müzik sayfası için yaptığım haberleri uzun zamandır bloga koymamışım meğer.  Blogger'ın kapanmasının da bunda payı büyük kuşkusuz. Buyrunuz kaçıranlar için özet niteliğinde birkaç seçme haber.


Aile boyu siyaset
Kaliteli pop deyince akla gelen ilk isimlerden biri Sıla Gençoğlu. Sıla, sırf daha fazla kazanmak için müzik dışında bilmediği alanlardaki işlere kalkışmamayı düstur edinmiş. Kendisine gelen gelen sürüyle dizi, film tekliflerini de kabul etmiyormuş. Muhtemelen Sıla’nın bu dediğim dedik karakterine ve gözütok tavrına politikacı olan ailesinin katkısı büyüktür. Zira Sıla’nın iki dedesi ve babası bir zamanlar milletvekiliymiş. Sıla’nın baba tarafından dedesi Rıza Gençoğlu Adalet Partisi’nden, anne tarafından dedesi Muzaffer Balaban da Demokrat Parti’den Denizli milletvekilleriymiş. Hatta Balaban Türk siyasi tarihindeki en mühim olaylardan, 60’ların ünlü Yassıada mahkumlarındanmış. Babası Şükrü Gençoğlu ise DYP’nin Denizli İl Başkanlığı görevini yürütmüş. Aile politikadan çok çekmiş, bu nedenle Sıla siyasete girmeyi düşünmediğini söylüyor. Ama kariyerindeki siyaseti iyi becerdiği bir gerçek. (17 Mart / Aktüel Müzik) 


20 Nisan 2011

Dan diye yazmak askına!



Sizin birçok mecradan ama belki de en çok Blue Jean'den tanıdığımız, takip ettiğiniz müzik gazetecisi ve blogger Çetin Cem'le "bloglarımızı okuyaraktan" tanıştık biz. İlginçtir, yüzyüze tanışıklığımız yoktur, belki aynı konserde yan yana dursak bile birbirimizi tanıyamayacağız.

Bizim "piyasada" daha evvel birkaç kez tanıştığın farklı mecralardaki meslektaşların bile seni beni görmezden gelmenin hastasıdır, bunu görüp öğrendikten sonra ilginç gelmişti Çetin'in tavrı bana.

Çetin Cem son derece sıcak bir şekilde Billboard'un hâlâ ayakta olduğu zamanlarda bana bir mail atıp askerdeyken mahrumiyet bölgesine gelen dergilerden birinin Billboard olduğunu, bu sayede güncel müzik haberlerinden kopmadığını söylemiş, teşekkür etmiş ve bu mailiyle beni çok mutlu etmişti. "Merhaba ben rakip dergiden Çetin" demişti hatta mailinde, hatırlıyorum pek komikti, pek güzeldi.

16 Nisan 2011

Geçen haftadan aklımda kalanlar

Amy geliyor yahu!!
 ** Amy Winehouse'un Türkiye'ye gelmesi 2011'in müzik olayı değildir de nedir? Bakın daha Interpol demedim, Editors demedim, Skunk Anansie demedim, The Kooks demedim. Daha onları da izleyeceğiz. Ve ben kesin olarak Jamiroquai'yi izleyemeyeceğim. Üzülüyorum ama o gün çok mühim bir işim var. Jamiroquai'den ve hatta müzik dinlemekten de mühim. Ne yapalım, kısmet değilmiş. Kulisinde gıdısından öpün, şapkalarını elleyip el şakası yapın, ne bileyim bişiler yapın benim için. Jay Kay yahu bu!

** İnternette dolanırken gördüm. Bülent Üstün'ün bir zamanlar Billboard'a yazdığı köşenin adını "Kısa Devre" olarak forumlara koymuş bazı okurlar. Çok güldüm yahu. Bülent'in hiçbir zaman "Kısa Devre" diye bir köşesi olmadı. Billboard'un giriş sayfalarının adı "Kısa Dalga"ydı. Büstün'ün köşesinin adı da "Sayıklamalar"dı.

** Tools internete kendileri hakkında yalan yanlış şeyler uydurup koyuyorlarmış ya, şimdi onlara nasıl hak vermeyeyim. Kimbilir doğrudur diye neler okuyoruz, nelere inanıyoruz. Piiii!


6 Nisan 2011

Odyofiller aşkına!

Ludwig van Beethoven da olsa...
Kulaklık benim yaşama sebebim!

Tamam abartıyorum. İnsanın yaşama sebebi bir eşya olmamalı. Ama kulaklık benim için bir eşyadan fazlası! Ben mi ona sahibim o mu bana, hep bulanık. (Fight Club devriyesi: çekilin, tespit var!) Bulanık olması güzel. Bu durum güzel diye, daha da şahlanarak bağlıyım ben ona. Kulaklık yaşama sebebim değilse bile, yaşama sebeplerimi oluşturan her şeyin yanında, içinde, en azından küçücük bir köşesinden tutunarak yine o özne, sıfat ve nesnelerin bir köşesinde. Ufacık da olsa. Zerre kadar da olsa.

5 Nisan 2011

Levent Kazak: Gaza geldim, ilk filmimi çekiyorum



*** 3-17 Mart 2011 tarihli Aktüel dergisinde yayınlanmıştır***

ÜNLÜ YAZAR VE YÖNETMEN LEVENT KAZAK YENİ PROJELERİNİ AKTÜEL’E ANLATTI

“Gaza geldim, ilk filmimi çekiyorum”

Türkiye’deki alternatif mizahın en yeni programlarından “Heberler”le dikkat çeken, kapalı gişe oynayan “Cam” oyunuyla da tiyatroya yeniden dönen Levent Kazak’ın bu sene içinde yapmayı düşündüğü çok şey var.

SEBLA KOÇAN
sebla.kocan@aktuel.com.tr

İki yeni film, iki de yeni oyun… Bir de “acelesi olmayan” bir roman. Yazar ve yönetmen Levent Kazak’la “Heberler”in çekim arkasında bir araya geldik.
Kazak’la sosyal medyanın çok sevdiği “Heberler”i, Kazak’ın Twitter’a düşkünlüğünü, geçtiğimiz aylarda merhum oyuncu Onur Bayraktar sonrasında Nedim Saban’la olan polemiği ve Kaş ile İstanbul arasında gidip gelmekle geçen gündelik hayatını konuştuk.

“Heberler” başlayalı neredeyse altı ay oldu. Türkiye için çok alternatif bir program aslında… Tepkiler nasıl?
Ben sokakta dolaşan bir herif değilim eskisi gibi. Tepkileri genellikle sosyal medyadan alıyoruz. Herkes mutlu görünüyor. İlk başlarda mutsuzlar yoktu. O çok tehlikelidir bizim iş için. Birisi çıkıp küfretmezse sana doğru düzgün bir iş yapamıyorsun demektir. Bizim çizgimizden, mizah anlayışımızdan rahatsız olanlar, beğenmeyenler olabilir. “Biz bunu gülmek için seyrediyoruz” beklentisi var insanlarda. Halbuki biz bunu güldürmek için yapmıyoruz. Birkaç bölümümüz var, tebessüm dahi etmezsiniz.