30 Eylül 2010

Her hâlükârda üşüyeceğiz!

kesin düşerim o topuklularla ben
Yağmur vuruyor kafama kafama. Mutsuzluğumdan mutluluk duyuyorum. Resmen mutsuz olma hakkım var çünkü, artık çok geçerli sebeplerim var. Elle tutulur, gözle görülür, kulakla işitilir sebeplerim var. Bana bir vakit "sen mutsuz olmak istiyorsun" demişlerdi. Acıyı yoktan var ediyor, kendimi özellikle mutsuz ediyormuşum. Arabesk seviyormuşum. Aman, Fazıl Say duymasın!

Bunlar benim havalarım, kimse kusura bakmasın. Karanlık, kasvetli, bulutlu. Tıpır tıpır işiteceğiz sesini yağmurun. "Ne giysek ya" diyeceğiz ve ne giysek yanlış olacak, her her hâlükârda üşüyeceğiz. Üşümeyi seveceğiz, özlemişiz çünkü. Özleye özleye üşüyeceğiz, sevine sevine. Mutsuz olabileceğiz artık, istediğimiz kadar mutsuz ve yalnız.  Fevkalade memnunum. Garip mi?

22 Eylül 2010

Bu aralar ne dinlemeli?

Müzik diyor, hayat diyor, doğru diyor

Sonbahar bereketli bir ay. Yazın yaşadığımız rehavetin üstüne yeni albümler yaralara derman olacak gibi.
Peki bu ara masaüstünde neler var derseniz, şöyle buyrun derim.

14 Eylül 2010

Benim çirkin oğlan...

Skin'e yanlış yapılmaz
Geçmişe saplanıp kalmayı değil de, eskiyi yadetmeyi ve iyi anıların üzerinden geçmeyi seviyorum. O yüzden zaman zaman evin dip köşelerindeki kutular karşıma çıktığında, onları sağlı sollu didikliyorum, üzerlerinden kalkan toza hapşırarak "vay anasını!" yapıyorum. İnsanın ara sıra ruhunu çalkalaması lazım. Ayran gibi. Ara sıra çalkalamak iyi geliyor. Ki tadı iyice yerine otursun. Ki geçmiş'te olan biteni anımsayınca şimdi'nin her şeyi yerli yerine iyice otursun.

3 Eylül 2010

Anturaaaaaj!

Turtle, Ari, Vince, E ve Drama, yo!
HBO'nun 20 dakikalık bombası Entourage en sevdiğim dizilerden biri. İki yıl önce sardırdım, ağır ölçüde hastasıyım. Önümüzdeki sene, 6 bölümlük 8. sezonuyla final yapacak olmalarından ötürü boynum bükük, ama "tadında bırakmak" derseniz, kabulümdür. Ayrıca dizinin yaratıcısı Doug Ellin, sezon bitince Entourage'ın filmini yazmayı da kafasına koymuş.

Diziyi hiç bilmeyenlere kısaca "içlerinden biri dünya çapında bir sinema oyuncusu olan dört çocukluk arkadaşı ve menajerin başından geçen olaylar dizisi, elbette seksli" diyerek özetliyor ve 7. sezona başlamayanları sopayla dürtüyorum: çok şey kaçırırsınız! Naçizane izlenimlerim ve önerilerim şöyle...

1 Eylül 2010

Bir gün Bumbalabum...*


Fon: Ggggrraaaaggoorgghhh...
Eskiden bir şey yazayım diye kurulduğumda bu blogun başına, kendikendimle dertleşiyormuş gibi takılabiliyordum, özgürdüm ve elimi kolumu sarkıtabiliyordum satırlardan aşağı. Başıma dert açtığı oluyordu zaman zaman ama gene de, çok daha rahattım.

Şimdi bir şeyi yazmadan önce 50 defa düşünüyorum. Çünkü artık blog yazmak ve bir bloggerı takip etmek iyiden iyiye popüler hale geldi. İnsanlar artık eskisine yüzde 500 oranla daha ilgili ve meraklı, ya da sadece her şeye daha kolay eriştiklerini fark etti. Bu nedenle düşünüyorum, hatta üstüne bir 50 defa daha düşünüyorum, o zaman da yazının doğası bozuluyor. Aman kimseyi kırmayayım. Aman bu yanlış anlaşılmasın şimdi? Sakın şu kısmı biri üstüne alınmasın? Ya, dur boşver vazgeçtim. Ya da dur dur.. derken anafikri kaybediyorum. 


Sınavda bir soruyu yanıtlarken, yanıt evresinin sonlarına doğru neyin sorulduğunu unuttuğunuz anlar gibi.