Billboard Mayıs sayısının merakla beklenen kapağında bu ay uzun zamandır peşlerinden koştuğumuz, şarkılarını ilk kez dinleme şerefine nail olduğumuz Athena var! Eee, ilk kez ve sadece diye boşuna demiyoruz. Ekiple Pelin Yılmaz şahane bir röportaj yaptı. Meltem'le Pelin'in en sevdiği şarkı Pis de baskıya birkaç gün kala öğrendik ki, albümün adı olmuş. Candaş Arın imzalı fotoğraflara ayrıca hasta olduk. Bana öyle geliyor ki Athenalı Billboard hırsına yenilen, rotasını ara sıra şaşıran bazı arkadaşlarımıza da kapak olmuştur!
Benim kısmetimde maNga vardı. Ekiple Eurovision öncesi meyhaneye gittik. Öğrendik ki orası Şehr-i Hüzün'ün yazıldığı meyhaneymiş. Final öncesi streslerini atarken, biz yanlarında olmak istedik. Hayko biliyorsunuz Ferman'ın kankası. Aradık, geldi. Şampuan kokan Hayko'nun (duştan yeni çıkmıştı) yan masaya verdiği ayardan, gecenin sonunda "armut" olanlara detayların bir kısmı dergide.. Şanslı bir aydaydım, zira Multitap'le çok eğlendim. Battaniyeyi sırtlarına verdik, Galatasaray'dan aşağı koşturdular. Harikaydı. Post Dial desen, Cihangir'de bir kafede oturduk. Çene kaslarına eziyet gibi, konuştuk, müzik gündeminden, dedikoduya ne var ne yok bitirdik, memleketi de kurtardık. Softa desen, zaten demolarını torpille dinlemiş olmanın verdiği rahatlıkla, çok sevdiğim gruplardan biriydi, tez zamanda sahnelerini izlemem lazım, en büyük eksiğim. Çok koşturduk, çok güzel oldu.
Soaked, Aslı, Kolpa, Courtney Love, Christina Aguilera, Slash, Efes Pilsen One Love, Sonisphere ve Heavy Metal'in 66+6 Köşe Taşı eki de bu ay ellerinizden öper. Şuradan koklayabilirsiniz. ***BLOG BONUSU!*** Athena 2007 Ocak ayında da dergimize konuk olduğunda, bizzat Gökhan Özoğuz beni arayıp teşekkürlerini sunmuştu. Çok şaşırmıştım. Arada üçüncü kişilerden kaynaklı sorunlar olmuştu fakat Gökhan sorunlara bile naif ve efendi bir şekilde yaklaşıp takdir toplamıştı. Athena bu işin karşılıklı mutluluk üzerine kurulduğunun farkında, seviyoruz onları.
* Bu arada üzerine tıklayarak okuyabileceğiniz eski röportajda spotlar daha yazılmadan bu halleriyle Gökhan'a göndermiştim, öyle kalmış arşivde.
Hani 2008 Efes Pilsen One Love Festival'de Pazar günü Gypsy Punk günüydü, hatırlarsınız. Elbette o günün iki headliner'ı vardı: Gogol Bordello ve Shantel.
Dergideki heyecan dalgası Gogol Bordello'ya kaymıştı, Pelin heyecanla solist Eugene Hutz'le röportaj yapmak için hazırlanırken benim kısmetime de Shantel düşmüştü.
Son hazırlıklar yapıldı, nefis bir gündü. Yine derginin son günleriydi, işimizi bitirip soluğu santralistanbul'da almıştık. Herkes neşe içindeydi, yazın ilk festivali, ilk şortlar, tiril elbiseler, hep festivallerde ortaya çıkan ilginç insanlar... Ben nedense One Love'ı hep ayrı severim ya, neyse. Akşam bastırdı, hepimiz röportajlar için kulis arkasıına sızdık. Ben Shantel'le buluştum, Pelin ve Radyo Eksen yayın yönetmeni Gülşah Güray da Eugene Hutz'la. Fakat hiç beklenmedik şekilde Hutz'ün o gün tüm huysuzluğu üzerindeydi. Shantel'le kakaka kikiki yapan ben, pılımı pırtımı toplamış Pelin'i beklerken tanıklık ettim ki Hutz, özellikle Madonna ile ilgili gelen sorulara bir hışımla yanıt verdi, hatta neredeyse vermedi, onunla konuşmaya çalışan herkese ayar verdi. Elbette Pelin de Gülşah da şoka girdiler, beş dakika bile durmayıp kulisten çıktık hepbirlikte.
Şimdi ağzıyla kuş da tutsa Gogol Bordello hepimiz için farklı anlamlar teşkil ediyor, artık. Son albümleri Trans-Continental Hustle'ın ilk single'ı "Pala Tute" resmi siteleri üzerinden indirilebiliyor diye bir Gogol Bordello yazayım dedim ama, aklıma yalnızca bu anı geldi. Gene de bu saçma olaya rağmen (ki herkes her dakika modunda olup iyi röportaj verecek diye bir kural da yok) 2008 One Love acayip eğlenceli geçmişti, çok eğlenmiştik.
Ben bu senenin Groove Armada'lı, The Ting Tings'li, Wild Beasts'li One Love'ı ne olacak bakalım diye düşünürken, buyrun siz de Gogol Bordello'nun yeni şarkısı "Pala Tute"ye. Sonrasında da The Ting Tings'in "Great DJ"inin nefis bir Calvin Harris remix'iyle yeni One Love'ı bekleyelim, heyecanla.
Bir bahar coşkusudur gidiyor. Albümler, EP'ler, şarkılar, festivaller yine her yıl olduğu gibi bu yıl da iki güneş gördü mü şahlanıyor, hormonlar halay çekiyor, her gün yeni bir CD masaüstümüze kopyalanıyor. Bu da bizim gibi aylarca "bu neydi, o neydi ppfffff" diye somurtan müzik dünyası insanları için tartışmasız hareketli ve keyifli günler demek.
Bu yılki coşku selinin özel bir nedeni de, yeni çıkan yerli albüm, yeni Türk gruplarının ilgiye mazhar işleri, hoplu zıplı konser atmosferlerinin iyice tavan yapması. (Dur, dedim, "nefret ettiğimden ziyade, sevdiğimi yazayım ben aga!" Ne zamandır "aga" da dememiştim. Nefret trendini yiyim size bişi olmasın, hatta!)
Farkettim de, yeni çıkan bir sürü CD'nin yanı sıra ara ara açıp epey de coşarak dinlediğim, çok sevdiğim şarkılar var. Bazısından aylardır vazgeçemiyorum, bazısı çok yeni ama derhal yıldızlaştı, bazısı "dur daha albümün kalanında büyük bombalar var" demeye getirir gibi. Dedim o zaman, yazmakla kalınmasın, stream edilsin, gönüller bir olsun.
GÜZELLİKLER SİLSİLESİ Uyandıralım. Ankaralı çok genç bir grup, Softa. Geçen sene Roxy Müzik Günleri'nde birinci oldu. Bu sene We Play/Roxy işbirliğiyle iki şarkılık bir EP yaptı. The Guardian gazetesinin indie müzik konulu bir makalesinde şimdiden vezir edildi. Özellikle bağırlara basılası enfes bir vokali var, grubun. Hemen herkesten tam not aldı. Ayrıca UFO, sözlerine bakarsanız çok da komik bir şarkı: "Evet dostlar gün de döndü, çıktık sokağa/ Ne var orada? Uzaylı yol ortasında! Barış için mi gelmiş yoksa?/ Dedi, işim olmaz barışla, hastayım sana! / Götürmeye geldim uzaklara..." Süper eğlenceli. Baştacı edilsin! Softa- UFO
Uyandıralım. Post Dial geçen sene Rock'n Coke alternatif sahnesini yaktı yıktı. Henüz hard copy bir albümleri olmamasına rağmen, popülaritesini bu sene yaptıkları You Are Not Alone ile ikiye katladı. Sekiz şarkılık EP'yi ekip yine siteden ücretsiz indirilebilir kıvama getirdi, dinleyicisine sundu. Dogzstar, Babylon, Peyote onlardan sorulur oldu. Ekip görsel dünyayı da nefis kullanıyor. Blogları, fotoğrafları ve konser afişleri yaratıcılıkta sınır tanımıyor. İlginç geçişlere gebe, çok cesur bir EP olan You Are Not Alone'daki favorim "Sway" Winamp'tan düşmüyor. "Nexy Big Thing" de dillere destan oluyor. Post Dial- Sway
Uyandıralım. Adamlar bir çıktı, pir çıktı. "Battaniyem, değerli battaniyem/ Değerli her saniyem!" dediler, ev tipi üretim tarzının gözbebeği oldular. Onlar neşeye şakıdı, bu da baharın en güzel habercisi oldu. Demek ki neşeli şarkı da yapılabiliyormuş dendi, çiftçinin yüzü güldü. Evet, Multitap yakın zamanda konserlerine başlayacağına göre, bize de albümdeki diğer şarkıları öğrenmek düşüyor. Mesela Çıbık. Sözlere bayıldım. En azından artık böyle şarkı yazanımız var. Takım Oyunu'ndaki "Bir Şey Mi Var?" a da dikkat. Multitap-Çıbık İKİ DE TANIDIK BONUS! Uyandıralım. Kurban'ı çok anlattım, huysuzluklarına diyecek yok. Fakat bu yılın yerli en iyi albümlerinden birine imza attılar: Sahip. Daha ne bir konser, ne bir klip hareketindeler. İşleri belli olmaz. Ne de olsa "bu ay çıkarıyoruz" dedikleri şu albümü 6 ay sonra dinleyebildik. Fakat taş gibi sağlam olmuş, o ayrı. "Yobaz" şimdilerde Kurbansever kişilerin favorisi: "Ölünce elbet herkese bir ev var/ Fakat bir kısmının manzarası ateştir!" Kurban- Yobaz / Bre Cahil Uyandıralım.Hala Kaçak'ı izlemeyen, dinlemeyen kaldı mı? Çok yeni, çok da iyi bir grup. Canlı performansları takdire şayan, ilk albümleriyse bir ilk albüm için gayet başarılı. Slogan Yok, Koymaz ve Evlensen adında üç klipleri var ama ben Silahlı'yı gene de hep ayrı bir yere koyacağım. Aylardır dinlemekten bıkmadım. Kulaklarınızdan öper. Kaçak- Silahlı ve Tehlikeli
Bazı günler vardır, hissedersiniz, enerjisi düşüktür. Şimdi ben enerji sinerji falan gibi sevimsiz laflar edince konudan kopma noktasına gelmeden kendi kötü "iş günlerinizi" düşünün. Sabah yataktan kalkmak istememeler, gün içinde ayılamamalar, tatsız tuzsuz yemek yemeler, anlamsız çalan telefonlar, bir türlü geçmeyen dakikalar ve ne ileri ne de geri ittirsen gitmez bir gün...
Böyle zamanlarda ben bir zamanlar yapabildiğim gibi öğle vakti eve gitmek, anne kurabiyesi ve çayından otlanarak bilgisayar başında esir olmak, keyfim gelirse çok güzel bir kitap okumak, heyecanlanmak, keyfim geldiği için çok özlediğim birilerini aramak, sonra bastıran uykuyu hafif kovalamak için güzel bir şeyler dinlemek için neler vermezdim kıvamına geliyorum, herkes gibi.
Neyse ki "bastıran bahar uykusunu kovalamak" için her gün yeni bir şeyler dinleyebilme gibi bir lüksüm var. Yeni bir şeyler dinleyebilmek için basit hamleler yetiyor; stream yapar iken gözünü çıkarmak, blog kuyularına dalmak, sörf içinde kalmak mesela.
Ve neyse ki artık hemen hemen tüm gruplar bilgisayar başında geçen vaktin kıymetini anladığından, ilk single'larını resmi sitelerinden online olarak yayınlıyor da, oraya buraya korsanlar gibi dadanmaya gerek kalmıyor.
Damon Albarn İngiliz aksanı olsun, tartışılmaz yetenekleri olsun zaten tadından yenmez bir insan. Kendisini birkaç sene önce The Good, The Bad and The Queen vesilesiyle Türkiye sahnelerinde de izleme şerefine de nail olmuştuk. Ama bildiğiniz üzere zat-ı muhteremin Gorillaz ve Blur adında iki bombası daha var. Daha Gorillaz'ın Plastic Beach'i kulaklarda yeni yeni demleniyor iken, Albarn bir çevik hamleyle yepyeni bir Blur şarkısı patlattı resmi sitesinde: "Fool's Day". Resmi olarak baharın geldiğini takdim edercesine, kendi Nisan'ının nasıl geçtiğini böyle anlatıyor.
Haftaya güzel başlamak için The Hype Machine'den birkaç remix takviyesi, multivitamin yerine geçer, soğuk algınlığı ve alınganlığa iyi gelir... Kablolar diyarında gezinmeyi sevenler için birkaç minik öneri.
Jeuce- Flavours (South Bound Hangers Remix) Armudun sapı üzümün çöpü derken eğer canınız hiç playlist yapmak istemiyorsa, The Hype Machine'in tavsiyesi remixlere dalmanızda hiçbir sakınca yok. Sound Bound Hangers kardeşlerimizle böyle bir ortamda karşılaşmanız ve kendilerine el çırpmanız olası. Bir heyecan dalgası yaratmıyor değil. Buyrunuz kendiniz görünüz.
Audio Lynch - Heartache Joy Don't Go (Freemasons feat. Sylvia Mason-James vs. Yazoo vs. Livin' Joy vs. Double You vs. Fatboy Slim) Bu Freemasons elini neye atsa orada gül bitiyor. Sophie Ellis-Bextor'unHeartbreak Makes Me A Dancer'ını seviyorsanız bunu da seveceksiniz. Bir de mevzuu içinde bir de Fatboy Slim'in 90'lardaki o meşhur Right Here, Right Now sample'ları girdi mi, tadından yenmiyor. Ki, bunu kendiniz de görmelisiniz.
Crystal Castles- Crimewave (Midnight Conspiracy Remix) Toronto diyarlarının iki yetenekli elemanından ibaret Crystal Castles'a 2008 tarihli ilk albümlerinden bir sevgimiz var idi. Billboard'un en anne elemanı Zeynep tarafından birkaç yıl önce gerçekleşmiş bir Londra ziyareti dönüşü edindiğimiz albüm "Evet tüm Britanya bağrına bastığına göre sıra bizde" nidalarıyla karşılanmış ve albümü heyecanla dinlemiştik. Aşağıdaki remix oldukça başarılı, alttına kablo döşenmiş ve civuu civva yapan bir gameboy misali.
Remix'e doyamayanları The Hype Machine'in derin sularında yüzmeye davet ediyor, sevgiler sunuyorum!
Blog Ödülleri mevzuuna hep son dakika uyanmışımdır ve üzülmüşümdür.
Bir yerlerde rastladığım haberlerini görüp ah etmişimdir, keşke katılıp şansımı bir deneseydim, demişimdir. Bu kez kaçırmadım. 2010 bö! Blog Ödülleri'nde hem bu okuduğunuz blogla hem de hap blogum Playbagg'le katıldım ve ikisi de Efes Pilsen Kültür Sanat Blogları kategorisinde aday oldu.
Heyecan verici!
Okuduğunuz bu bloga üç yıl önce gönül verdim. Sebep sadece bitmek bilmez yazma isteğimin artık matbu sayfalara dolması taşması da değildi aslında. Sanal olarak yazdığımız şeyleri daha hızlı paylaşabiliyorduk, dumanı üstünde keşfettiğimiz işlerden daha hızlı geri dönüşler alabiliyorduk. (Üstelik o vakit Twitter yoktu ve ben sözlükten de uçurulalı yıllar olmuştu.) Keyfen yazdığım abuk subuk, argo ve küfür içerikli, düşük cümleli yazılarımı da hiç önemsemiyordum, bilakis öyle olması bana daha, nasıl diyeyim, "punk" geliyordu. Amatör ruh haliyle çalakalem yazılmış duygusal, agresif ve saçmasapan işler yazdıkça, rahatlıyordum. Edebi kaygıdan uzak, Google'lamadan, kontrol etmeden ve düzensiz yazma işi bana kolay ulaşılır alternatif bir lavabo imkanı sunmuştu.
Lakin sonrasında aldığım tepkilerden anladım ki iş hafiften ciddiye binmeye başladı.
Mahallede ara sokaklarda koşturarak eheheelolooolaleeee yaparak gürültü yapan çocuk kimliğimden hızla sıyrılmam gerekiyordu zira tepki almaya başlamıştım. Kendikendime yazıyorum sanıyorken birden eş dost, ismimi araştırırken bloga denk gelen aile bireyleri, internete meraklı minimal kuzen-yeğenler ve derginin olağan okurlarından olumlu e-mailler, mesajlar gelmeye başladı. Fena olan şeyler de vardı, mesela blogda yazdıklarımı forumlarda görmeye başlamıştım ve geçenlerde röportaja gelen Feridun Düzağaç bile "blogunda gördüm, şöyle yazmışsın..." diye bana bir konuda sitem ederken iyice dank etti: Kendim çalıp kendim söylüyor olsaydım koskoca FeDe'nin bloğumda ne işi vardı?
Bu çok sevindirici olmakla birlikte, çok tırstırıcı da bir şeydi, zira eskisi gibi özgür olamamak durumun amatör ruh halinden sıyrılması ve yine dergidekine benzer bir iş disiplinine sahip olmayı gerektirebilirdi. Velhasıl kendimi her ne kadar öyle hissetmesem de blogger olmak, bir sıfatın içini doldurmak demekti, hatta neredeyse bir mesleğin hakkını vermek demekti. Geçenlerde "Seni bu lansmana hem müzik gazetecisi hem de blogger olduğun için davet ettim" diyen ajans çalışanı arkadaşıma da şaşırmamak gerekti!
Özetle, bö! 2010'u bu kez kaçırmadığım için mutluyum. http://2010.blogodulleri.com adresine girip bakmakta fayda var çünkü adaylar arasında harika bloglar var. Gezerken "Piiih! Benimki de blog mu? Bunlar basbayağı iyi web siteleri" diye yorumladıklarım da oldu. Aralarında meşhur bloglar da var, bazı arkadaşlarımın uzun zamandır emek sarfettikleri ve duyurdukları da.. Hepsinden öte, hepsi titiz bir filtreden geçmiş eğlenceli işler. 30 Nisan'a beğendiklerinize oy verebilirsiniz.
Şimdi bu blogu beğenenleri şuraya, Playbagg'i merak edenleri de şuraya alabilir ve olaysız dağılabiliriz.
* İstinye Park'taki Juke Box'ta "The Beatles was here" yazan bir plaka gördüm, neşe doldum.
Aklıma kızı Frances Bean Cobain takıldı. Ben Frances Bean Cobain olsam, 5 Nisan'da yayınlanmasını planladığım bir albüm yapar, adını da geçtiğimiz aylarda annesini cırmıklayarak sinir krizi geçirip ağladığı ve sürekli tekrar ettiği şu cümleden esinlenerek koyardım: Why was I born? ....diye düşündüm, onla ilgili haber karıştırırken.
Ergenlik bunalımı da değil ki. Düşünsenize siz dünya üzerinde 27 yıl boyunca nefes alıp vermiş en büyük rockstarın kızısınız. Anneniz dünyanın ileri gelen uyuşturucu bağımlılarından biri. Sonra bir gün babanız beynine bir kurşun sıkarak intihar ediyor. Bir sürü fanı da peşinden. Ne hissederdiniz?
"Neden dünyaya geldim?" ... İşte öyle hissederdiniz. Depresyonun içine doğardınız, yani. Dünyanın en büyük emo'su olmak hakkınız olurdu, herhalde. Frances Bean Cobain de öyle bir şey işte. Annenin ne mal olduğunu dünya alem görsün, git babannenle yaşa. Babanın ruhuna yakın olmak için iliklerine kadar Cobain ol. Dünya alem hala babanın fotoğrafının basılı olduğu tişörtleri giysin üzerine. Sen de 2 yaşında hiç hatırlayamadığın bir adamın tek kızı olmak yüküyle ne yapacağını düşün, dur...
Basit gibi, değil mi? Müthiş müzikal bir donanım ve Tanrı vergisi bir karizmayla babasının geleneğini devam ettirmesini bekliyoruz Frances Bean'in de. Ama durum pek de öyle değil gibi. Yoksa tüm dünya Evelyn Evelyn dinliyor da benim mi haberim yok?Uzun uzun kızını düşündüm bu yıl Kurt Cobain'i anarken. Kısmi ticari duygularım firarda. Nirvana'nın dünyanın en iyi ve Cobain'in intiharından sonra tamamen mit haline gelen gruplarından biri olduğu gerçeğinden kaçamıyorum.Ayağımdaki paslanmaya yüz tutmuş Kurt Cobain imzalı Converse'lerim ve geçtiğimiz günlerde üzerine domates fışkırtmak suretiyle kirlettiğim yırtık Cobain tişörtümü (Terkos pasajında 10 TL'ye buldum) ne kadar heyecanla satın aldığımı ve çok severek giydiğimi düşününce, anlıyorum. Nirvana dinlemek kadar, Kurt Cobain "giymek" de işin bir parçası. Kendimi iyi hissettiriyor. "Ben de grunge ordusunun askerlerinden biriyim, merak etme" demiş kadar oluyorum. "İşte o nedenle liderimizin yüzünü taşıyalım ve onu hep hatırlayalım."
Çünkü Nirvana benim için tıpkı birçok insan gibi Nevermind, In Utero anlamına geldiği kadar Kurt Cobain'in duvarlarımdaki çerçeve içindeki aziz hatırası ve grunge dörtlüsü ve depresyon hırkası da demek! MTV Unplugged'ın gelmiş geçmiş en iyi örneklerinden biri demek, enine çizgili bir Smells Like A Teen Spirit klibi demek, Nevermind'ın en ünlü albüm kapağı olması demek..
En sevdiğim Nirvana şarkısı ile anıyorum, benim için dünyanın en özel müzisyenlerinden Kurt Cobain'i: Tourettes*
Huzur içinde uyuyordur umarım.
* May day, every day, my day / Could've had a heart attack, my heart / We don't know anything, my heart/ We all want something fair, my heart!