25 Temmuz 2009

Upçıks modülleri

Arıza kadın kulvarında son koşucu Martina Sorbara ablamız.
Kendisi bugün itibarıyla yaptığımız Twitter keşiflerinde bir son halka olarak, Dragonette adlı Kanadalı elektronik pop grubunun solisti olur. Ağzınıza çakacakmış gibi görüntüsünün altında pamuk gibi bir kalbi vardır aslında...

Bu ruh hastalarının birbirinden şahane şarkıları mevcut, ama ikinci albümlerine adını veren Fixin the Thrill adlı şarkı ayrı bir yakıcı.
Bu şarkının şoradan ferah ferah dinleyebileceğiniz remix'i zaten şarkının orijinalinden de fevkalade.


Sevgiyle sarmalayınız.

20 Temmuz 2009

Viva la vida, Chez!




Türkiye'nin en iyi açıkhava festivali ikinci bir emre kadar Rock'n Coke, bunu anladık.

Festivalin yeni mekanı İstanbul Park fevkaladenin fevkinde, ses sistemi harikuladenin harkında.
Gezip turladığınız hemen her yerden ayrı bir deli çıkıyor, bağırıyor, şarkı söylüyor, dans ediyor, sanki Amsterdam'da yazlığa gitmişsiniz de 30 bin tane komşunuz varmış gibi gördüğünüz -genelde de yarı çıplak- kimseyi yadırgamıyorsunuz.

Bira kuyruğundayken yanları kazınarak sarıya boyanmış, dikilmiş kısımları kırmızı olan göbekli bir genç, üzerine tünediği çöp kutusundan gremlinler gibi gürültüyle üzerinize doğru yuvarlanınca garipsemiyorsunuz, hatta gülmekten kaçamıyorsunuz. Çünkü hayatınız boyunca bir daha nerede göreceğinizi bilemediğiniz bu saçın mensubu insan ve taşkınlıkları falan size sevimli geliyor. Alkolün 45 derece güneş altında sulandırdığı beyinleriyle eleleööö lölelele yapan, size çarpan, yanınızdan gürültüyle uzaklaşan irili ufaklı gençlerimizden hiçbiri sizi rahatsız etmiyor, aksine o kadar delirmiş görünüyorlar ki, siz de hiç adetiniz olmadığı halde onların peşine dans ederek takılıyorsunuz, VIP'dekilere el sallıyorsunuz, mutlu oluyorsunuz.

Çünkü tüm bunlar çok sevimli görüntüler olmakla birlikte, festival dediğimiz şeyin ruhuyla öyle özdeş bir aroma. Ama daha da fenası siz de protozon bir mikrop olan amiplerin bölünerek çoğalmasına benzer şekilde, onların içine karışıp onları çoğaltmak istiyorsunuz, yani izlemesi yetmiyor ve siz de onlardan biri olmak istiyorsunuz. Acilen saçınızı pembeye boyatmak ya da bir bacağınızı kompile dövme içinde bırakmak falan geçiyor aklınızdan. Sonrasında da saniyenin bir onda üçü kadar bir sürede aklınızdan hızla şu geçiyor: Sokakta gezmeyecek miyim dersin? Dı-nı-nıı-nıııı!!! Artık 18 değilsiniz, sabaha karşı 4'te eve dönünce beli ağrıyan bir kişisiniz, saçınızı pembe yapmak sizin neyinize, oluyor.

Ama gene de sahneyi görünce bi kalbiniz çarpıyor, demek ki adrenalin bitmiyor, yaşasın.

Neyse ki daha ölmemişim, diyerek sahne önüne doğru koşaraktan izlediğim en nefis performansın Jane's Addiction olduğunu beyan etmek isterim, tüm Rock'n Coke süresince. Dave Navarro abimiz, çıkıp gitarı bülbül gibi şakıtarak çekiç-örs-üzengi'miz üzerine olduğu kadar gönlümüz içinde de ayrı bir yere nakloldu. Solist Perry Farrell ise hiç bitmeyen enerjisi ve muhteşem kırmızı kostümüyle olağanüstüydü. En önden gururla seyrettim, en çok da Farrell'ın "aman uyuşturucu almayın, aman hiçbir şey çalmayın" diyerek sunduğu Been Caught Stealing'i sevdim.

Linkin Park'ın solisti Chester Bennington'la tanışma ve iki çift kelam etme şansı yakalayan azınlıktan (2 kişiden biri gibi bir azınlıktan bahsediyorum) biri olarak diyebilirim ki, kendisine özel bir düşkünlüğüm olmamamasına rağmen, cool'luğunun tavan yaptığı her tür hal ve hareketiyle gönlümdeki yerini (Navarro'nun hemen yan koltuğu) almıştır. Sorunuzu yanıtlarken gözlerinize ben kemiklerime kadar cool bi insanım ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok bakışı ile odaklanmasını bende yarattığı deprem etkisinin tüm detaylarını Billboard Ağustos sayısında yazacağım fakat bu ayın en kapsamlı Linkin Park röportajı (grubun menajerleri tarafından pek beğenildiği söylenerek hafif utanç ama hayli gurur duymama sebebiyet vermiştir) şu an raflardaki Billboard'da, viva la vida Chez!

4 Temmuz 2009

Yılın ilk yarısının en iyi şarkısı bulundu!



Eğer Kasabian'ın son albümü West Ryder Pauper Lunatic Asylum çıkmasaydı zaten hazır kötü gidiyorken her şey, daha da kötü gidiyor olabilirdi.
"Underdog" olmasa sabahları höykürerek uyanacağım yeni bir şarkı bulmak için uğraşmaya halim yoktu.
"Fast Fuse" olmasa "hit me call me, hit me call me (ki bunu heaven may call me diye söyleyen de var, artık Allah ne verdiyse) cause i won't be there!" diye tepinemezdim, canım istemiyordu.

Ama yok, tam ben "her şey düzelecek, önce ben sonra her şey" dediğim sırada "Vlad the Impaler" geldi, azıcık daha kazıdıkça "Where Did All the Love Go?" geldi...

Temmuz sıcağına iyi geldi.
Dinledikçe ben iyileştim, dinledikçe dünya değişir mi? Değişti.

Müzik dünyayı değiştirir mi?
Benimkini değiştirdi...

Her şeye inancımı kaybettiğim sırada, iyi geldi.

2 Temmuz 2009

İz yapıyor kafa iznindekiler..

1. Günlerce evden çıkmamanın ne demek olduğunu unutuyorken yeniden hatırlamak ve bunu çok sevmek.
2. Digiturk kumandasının kaybolmasından çılgıncasına korkmak. Tüm dizileri tekrarlarıyla birlikte tekrar izlemek ve alışkanlık yapmak.
3. Bilgisayarı açmaya üşenmek. Açınca Winamp'tan gayrı bir şey çalıştırmamak. Onda da yalnızca Kasabian'ın West Ryder Pauper Lunatic Asylum albümüne odaklanmak. (Underdog'dan sonra Fast Fuse!)
4. Michael Jackson belgeselleri seyrederek Debbie Rowe'cu değil Macaulay Culkin'ci olmak.
5. Michael Jackson için biraz daha ağlayıp sonrasında "Beat It" dansı yapmak.
6. Kahve almaya gitmeye üşenmek. (İyi bir şey)
7. Doğumgünlerini unutmak, Facebook sayesinde hatırlamak, son dakikada aramak. (Kötü bir şey)
8. Mesaj görmemek, telefon duymamak (Şahane bir şey)
9. Kaç zamandır evde dağ olan DVD yığınını eritmek.
10. Hiç acele olmadan markete gitmek, sallanarak kuaföre gitmek, nicedir ertelediğin dişçiye bile gitmek..
11. Twitter'a sarmak.
12. "Hayatta güzel şeyler de var" noktasında yeniden ofise dönmek, beyaz floresan, düz masa, monitör... Sonra yine kafa yapıyor olmak...