29 Ocak 2009

Bir röportajın kulis arkası..

Umut Sarıkaya'yı sever sayarız. Okuruz, güleriz, eğleniriz, hakikaten komik buluruz.

Feridun Düzağaç'a da saygımız sonsuzdur. Yani çok sevmeyeni de varmış anladım ki, ama ben gene de severim, özellikle 2003'teki "Orijinal Altyazılı" albümüyle gözümüzün üzerine yumruğu çakızlamış, bir grup üniversiteli genç dimağ olduğumuz dönemler bizi çeşitli alkol ve benzeri yan ürünleriyle fazlaca haşır neşir etmiştir.

Şimdi bu iki adamın birbiriyle ne alakası var?

Efendim, Feridun Düzağaç'la bu ayki Billboard için röportaj yaptığım sırada, kendisi ile mizah dergileri üzerine laflarken (konu Gökhan Dabak'ın yaptığı şarkıya gelmişti) o birden gaza geldi ve Umut Sarıkaya'nın kendisi hakkında çizdiği karikatürler üzerine esti gürledi. Ben de bunun üzerine Metin Üstündağ'ın da hakkında çizdiği karikatürü sordum, o da Met-Üst'ü sevdiğini, ama Umut Sarıkaya'nın niyetini anlayamadığını söyledi. Neden açıklıyorum? Çünkü bu durumu anlattığım değersel Bülent Üstün "sen kesin gaza getirmişindir onu, Umut'a babalansın diye" deyince doldum taştım. Bülent'e de bir miktar doldum taştım. Yahu neden illa ki soruyu soran tetikleyici olsun ki? Ben mi gaza getirdim "Hadi biraz da Umut'a çakıyoruz" mu dedim? Demek ki hep şöyle bi efekt var: "Kesin sen bişii yapmışsındır da böyle olmuştur!" Magazin D miyim ulan ben? Ne yapıcam?

Bi kere, mizah geleneğine zaten bu işlere oralardan başlamam sebep, köküne kadar bağlıyım. (Benim tee fi tarihinden kalan mizah yazılarımı hatırlayıp bana Facebook'ta mesaj atan bi okur oldu, çok neşelendim) Yani benim durduk yerde delirmiş gibi bir çizerin/yazarın mizah içerikli karikatürüne/yazısına "Bak hele" yapmam Atilla Atalay'ın deyimiyle "teorik olarak bir domatesin kendini yemesi" gibi bişi olur. Yani olamaz. Yani çok saçma olur... Fakat kendi kendine gaza gelirse de karışmam. F.D. bu röportajında gaza gelmiştir, üzülüp kırıldığını söylemek istemiştir, Umut Sarıkaya'ya laf etmiştir, olabilir. Umut Sarıkaya da bana bugün e-mail atarak "nedir o diyalog" demiştir, akabinde de "kimseyi üzmek istemem, bi daha çizmem" diyerek polemiğe girmek istemediğini söylemiştir, bu da biline.

Oh be. Rahatladım. Ama çok güzel sayı oldu bu, alınge, göringe.

16 Ocak 2009

bcc meselesi


billboard listesini kontrol ediyordum ki, murat dalkılıç'ın "kasaba" diye bir şarkısını gördüm, bir numara olarak, ağzım açık kaldı.
"murat dalkılıç da kim ola?" diyerek hemen internetimin ayarlarıyla oynadım, şarkıyı dinledim. tıpkımın aynısının bir mustafa sandal olmuş bu abimiz. haydele haydele hoppaa diye şarkı söylüyor, hiç görmedim ama büyük ihtimalle pavırtürk ekranlarında klibi dönüyor ha dönüyor, kızlar bu abimizin gömleklerine bakıyor, eğleniyor falan.

bu tarkan tipi dans etmek de bir tarih olamadı gitti türk popstarlarımız arasında.

yıllardır dudağı ısır, damağı yala derken hep aynı triplerle dans edildi, kliplerde zenciler yılan gibi kıvrıldı, şelaleler popstarlarımızı ıslattı, çeşitli uzuvlara zumlar falan yapıldı. rakçılar da olayın antisini yapalım derken gülerken ağlayan palyanço falan gibi klişelerle karanlık koltuklarda otur otur sıkılmadı bu süre zarfında.

ama demek ki arza göre talep dedikleri yalan değilmiş. genç kızların sevgililiği diye bişi hakikaten de varmış. mustafa sandal da artık baba olduğuna göre, bayrağı devralan bu renkli göynekli kardeşimiz olmuş. zaten kendisi de bu musti klanını (bkz.blind carbon copy) meselesinin farkında olsa gerek ki, "bize gidelim beyler" şarkısının da kavırını yapmış albümünde. lakin şarkının sonunda gülerek "ehehe... gidiyor muyuz eve? ehe... hadi" falan gibi şımarma-gülme-vikiviki yapmasaymış? bu şarkı söyledikten sonra doğal bi hamleyle klibi bitirme-ani gülme-çokdaşeker-canımbenim durumu ilk zamanlarında hadi iyiydi de, nil'in penti reklamının sonunda, "pırlanta" klibinin sonunda, yok efendim kenan doğulu'nun çakkıdı'sının sonunda ....vb. oldukça biz kenardan olayı boş gözlerle izleyenler arasında bir dalgalanma oldu. dalkılıç kardeşimiz de şarkıya yeni bir boyutta tüy dikmiş, remixlere "gaz remix" falan gibi isimler verilerek şahken şahbaz olunmuş, merak eden buradan dinleyebilir.

yurdumda neden mustafa sandal'ın çakması oluyor da kanye west'in olmuyor? bak adam yeni albümünde gene kendini aştı. daft punk'la çalışan adamdan ne beklenir? sonuç heartless olur, love lockdown olur, bad news olur.. şahane olur, müthiş olur tabiy..

aylavyu kanyeeee.. aylavyu kanyeeee...

6 Ocak 2009

Gort! Klaatu barada nikto!


Çok robotsever bi insan olduğumu daha önce söylemiş miydim?

Röyksopp'un (hastasıyız) Mart'ta yayınlanacak olan yeni albümleri "Junior"un şarkı listesi açıklandı nihayet. Gördüm ki ikinci şarkı "The Girl and The Robot". Tam benlik. Bu terlik tam benlik gibi, hemen yakaladım yeşil ışığı! (Reklam dünyasında nabız tutan biri olmak istedim bi an.) İnşallah güzel bir şarkıdır da sırtıma dövmesini yaptırabilirim!

Zira en sevdiğim ışık yeşil olandır. En sevdiğim robotlarsa Daft Punk adında olanlardır, ancak gene de son 10 günde 2 kez izleme şerefine nail olduğum Wall-E'deki robotların hepsinin ayrı ayrı aşığı oldum. Kesin favorim, temizlik manyağı olan Mo'dur, ruh hastası arkadaşımızın nasıl evlere şenlik bir robot olduğu ayrı bir blog konusu! Bu arada yan karakter Burn-E'nin de (patron robotun adı Supply-R idi!) kısa filmini izledim, her ikisi de izlemeyenlere tavsiye olunur. (110'daki sevgili elektronik dostu Ozan Yılmaz da Wall-e'nin soundtrack albümünü önermişti, ilgiyle dinleyeceğim, aklımda.)

Yine de Daft Punk'ın "Human After All" deyişine şapka çıkarıyorum. Bir çeşit elektronik kardeşlik türküsü. Turntable ortamında elele vermek gibi bişi. Şimdi alkışlarımızla Daft Punk geliyür,
"robot da olsa insan insandır" diyorlar şarkılarında...

Şaka maka yeniden gelse Daft Punk İstanbul'a, ne de güzel olur, pek de güzel olmaz mı?

P.S. Başlık da nesi demeyelim. Bir önceki blog yazısında geçen "about:robots"u uygulayalım, detaylara bakalım, sevinelim.


5 Ocak 2009

Sebola Mizah Teknolojileri Vakfı gururla sunar!

Kişisel ileti konusunda öncü bi insanım anladım ki, öncü bi insanım.

Google'daki gereksiz neşe üzerine bir hikaye yazmıştım. Yani dünyanın en büyük şirketlerinden birisin, milyon dolarlarla oynuyorsun, tabii ki neşeli olacaksın. Hatta sen neşeli olmayacaksın da kim olacak? Onların böyle bir her şeye ünlemle koşmaları bir nedir gibilerinden. Spam'leri silersin, "Hooray, no spam here!" yazar, efendime söyleyeyim chat kendiliğinden kesilir, sonra yeniden bağlanır, "...and, we're back!" yazar. Her şeyde bir alkış kıyamet, noluyo abi? Kendin kesildin, kendin bağlandın? Sana bir etkim olmadı ki benim? Spam'leri Hotmail'de de siliyorum ama onlarda böyle gereksiz bir neşe yok mesela, efendi gibi "boş kaldı buralar" diyo. Google'a noluyör? Diyerekten...

Sonra bikaç gün gtalktaki iletilerim bunlar oldu.
Sonra gördüm ki arkadaşlar kullanmaya başlamışlar iletilerinde, kendileri bulmuşlar gibi. İsmimi yazın olm! Ben dikkatinizi çekmesem bilmemkaç yıllık Google cümlelerinden haberiniz olmayacaktı. "Hooray No Spam Here" diye grup kurar, şerefsizim ki ilk single'ıma adınızı veririm, bunları bir bir ortaya dökerim!

Evet ben de Boxer editörü arkadaşımız Kemal Ekin'in Firefox'da "about:robots" yazınca çıkan komik görüntüyü (artık buna da bi zahmet siz bakın, hem de Türkçesi var artık) iletime Daft Punk'a olan derin sevgimden ötürü "about:robots" yazarak tescillendirmiştim bi vakit, ama bak delikanlı gibi ismini verdim. O buldu o söyledi bana. Evet.

Ama Sebola Mizah Teknolojileri Vakfı olarak hizmette sınır koymuyorum. Şimdiki iletim bikaç zamandır "Go Online". Facebook chat'ine selam ediyür, böyle bir durum. Bunu da tepe tepe kullanın, armağanım olsun size. "Hep bir adım ileri gitmektir olayım" der gibi olacaksınız. Manitalar "ay ne kadar zekisin, sen mi buldun, sevişelim mi" falan diyecek, kapınıza dizilecek. Bu da size kıyağımdır, hadi gene iyisiniz.


Bişi lazım olursa cepten çaldırın ben sizi ararım.

Hadi lennnnnnn!

4 Ocak 2009

ey neşe, geldiğinde sağ tıkla cnm, pls, xoxo


tam 320 aylık olduğumu öğrendim!
9724 gündür dünyadayım.
233384 saattir yaşıyorum. 14003073 dakika da denilebilir.

bugün görüştüğüm 14 yıllık canorka arkadaşlarımla anladık ki, hesabı artık 30'a göre yapıyoruz. yani tüm muhabbet "30'a 4 kala", "30'a 5 kala" falan üzerinden yürüyünce, büyük ölçüde tırsı da bünyeleri kapsamıyor değil. (vay be. bünye demeyeli yıllar olmuştu. en son gripin'in bi şarkısında "boşvermiş bünyeyi" lafı geçtiydi, o gün bugündür bünye dememiştim, iyi oldu.)

çılgın atarcasına kırışıklık kremine koşmadık elbette. durumun geyiğini çevirdik ama aklımızda hep lise yıllarımızdaki saçmasapan şeylerimiz vardı. hayatla derdimizin hiç bitmediği, birbirimizleyken en eğlendiğimiz yıllarımızdı zira lise..
şimdi herkes çok kadın kadın oldu, ama artık bunu garipsemek bile garip kaçar oldu. meslekler oldu, manitalar yüzüklendi, hayko cepkin'in deyimiyle "tıtıklar papaklandı, papakları tataklandı"... her şey olacağına vardı falan.

vay anasını, 320 ay ne lan?

tevekkeli değil, bizim ulaştırmadaki şoför abilerimizden birinin "ntv'de staja mı geldiniz?" diye sorması ve beni "taş çatlasın 22" sanması üzerine peydahlanan neşe!

artık çok olgun bi insanım ben sevgili 2009, 320 ay bu boru değil.

herkese hepi niu yiır....