blogumun geri gelmesine bu kadar sevineceğimi bilsem ona daha özenli davranırdım!
blogger'ın kapanışından sonra blogspotacilsin.wordpress.com adresinde destek verenlerden biri de ben oldum. üniversite hayatım boyunca katıldığım tek eylem 1.30 lira olan öğlen yemeklerinin ikinci dönemde 1.50 olması üzerine düzenlenen 20 liralık eylemdi ki, orda da arkadan biyerden tabldot salladım, atmadım yani slogan mlogan. (sadece 8 Mart kadınlar gününde dünya kadın olmasın diye höykürmüştüm ama bunun konumuzla alakası yok.) yani eylem dediğimiz şeyle ben dediğimiz şey arasında dağlar vardı. (gerçekten çok üşeniyorum o işlere.) blogger yasağı yurdumun diğer anlamsız yasaklarının üzerine tüy kondurduğundan mı bilinmez, öyle bir gaza geldim ki, hakikaten azıcık daha oynasanız elimde lap top'la atinaya (ne alaka?) koşturacak düzeye evrilebilirdim. (öyle bi sinirle yani. gerçi atina'da çok güzel el yapımı sandaletler yapan bir usta var, hem ona kıyamam, hem de iki bardak uzo'yla hemen sakinleşirim, ayrı.)
zaten ortam kriz. her geçen gün çeşitli sevimsiz haberlere gebe. sinirler gergin, canımız sıkkın, ne yapacağız? elbette ki canımız sıkkın değilmişçesine ve sinirlerimizi aldırmışçasına yaşamaya devam edeceğiz son sürat. aferin. bu nedenle son sekiz gündür ara vermeden izleyip beni tırsıdan tırsıya atan "supernatural" serisine ara vererek (canımız dean winchester, kanımız dean wenchester. ayrıca heyoo jeffrey-dean morgan, meyoo jeffrey-dean morgan) hemen kendimi şu sorunun cevabına adadım:
"ipod'umda çılgına bağlayarak dönen o şarkının adı neydi?"
bu "o şarkı" çok sakat bi tanımlama. ipod'da yazmıyor, ancak düğmeler var basıyorsun. peki ismen bilmediğin şarkıyı nası atıyorsun alete? yaşasın complation albümler. sonra buldum. bir rus indie rock grubu, on wave'in "solo"su çıktı şarkı. grubun onwaveband.com adresinde "vodka bear matreshka" EP'leri bulunuyor, oradan indirileybıl. kendileri koymuş, son derece legal, filhakika güzel. (bunlara da bkz. be my killer, vodka kosovo, bir Elton John koveri olan suck me seems to be the hardest word...) tam votka kafası şarkıları.
solo'yu dinlerseniz göreceksiniz ki abiler basbaya anadolu rock damarından beslenmişler o şarkı itibarıyla. kimler beslenmiyor ki değerli dinleyenler. metallica abilerimiz "death magnetic"teki "suicide&redemption" eserlerinde de bu şekle koşmamışlar mı? koşmamış mılar? eserin sonlarına doğru "münir özkul hababam sınıfından ayrılıyor" hüznüne garkolmuyor musunuz? ben oluyorum.
ayrıca bu sinirle "hayatımın şarkısı"nı seçemiyorum. öyle çok ki. seçemiyorum, çok üzülüyorum :(
"largen than life ne be? yani bir çeşit uzuv mu aceba. bir nevi uzuvdan mı bahsediyor. hani short dick man'de alenen söylediği gibi mi? yani larger than whatcha?" filan diye uzayıp gidiyor düşüncelerim, frou frou'nun "holding out for a hero"sunu dinlerken.
bu ayki bir konu için araştırmaya koyulmuştum, öyle çıktı karşıma, yoksam bildiğimiz "o benim dünyam"ın elektronik ikili (ki bu şerefsizler 1 sene aktif kalmışlar müzük hayatlarında) frou frou tarafından "uuhh aaauuh"vari vokallerle (hastasıyız o işlerin) süslenmiş hali, "holding out for a hero". fakat yeni bir şarkı dinliyormuş gibi "enne?" oluyorsunuz şarkı başladığında. shrek 2 soundtrack'indeymiş bir de, bak hele.
aslında benim geçtiğimiz yazdan beri hastası olduğum amatör dj proğramı virtual dj'den sonra yeni şarkı keşfetme ve sık kullanılanlara ekleme manyaklığım biraz askıya alınır gibi olmuş, virtual dj'in gayet elle scratch atıleybıl plaklarından sonra olayım "serdar ortaçla daft punk birleşir mi? kanımca denemeliyiz??!!" boyutuna ulaşmıştı. bu nedenle frostwire ile mesafeliydik, aşırtma cd'lerle küstük, efendim rafta dizili müzük arşivimle ise konuşmuyorduk. (yani meraba merabamız vardı, o kadar.)
ama bu şarkıyı duyunca hemen kendisini rapunzel gibi uzayıp karanlık dehlizlere doğru ilerleyen winamp listesine dahil ettim. tam da emiliana torrini'nin "jungle drum"ının altına denk geldi. o da ayrı bir mana katıyor, hayatıma. özellikle radyo eksen'de çok sık dinleyip bir de üstüne grey's anatomy'nin 5. sezon açılışında christina'nın (bu kadın gibi olmak istiyorum) meredith'e (ama ne yazık ki bu kadın gibiyim) ayar verdiği dakikalarda da fonda çalmadı mı? eridim bittim, değerli blogseverler. o ne gaz bir aşk şarkısıdır. o ne güzel efektif açılımlardır. piu! dedim durdum kendimce.
he bir de sevdiceğin özel olarak ilgilendiği "if you hold my hand" bir diğer deyişle "handsfree" isimli eserimiz var. kesinlikle kendisine katılıyorum. bir insanın nakaratı ancak bu kadar güzel olabilir. sanki abba çıkmış, efendime söyleyeyim boney m çıkmış, eblek eblek "ya bizim yıllar evvel kaydettiğimiz böyle bir şarkı vardı ama unutmuşuz ehe ehe" deyip şarkıyı gizlice bu liverpoollu dj abimiz sonny j'ye vermiş de ferahlamış. klibi de ayrı güzellik, çizmeler falan, yeni sezon açılışı gibi. bu da çok gaz bir "gel aşka yelken açalım" şarkısı esasında ama hemen ardından jayne collins "if you ever had a broken heart" deyip de yürekleri dağlayacakmış gibi geliyor bana. güzel kalça sallanıyor ben denedim (ama evde.)
hayvan eserlerimiz sıralamasında bugünlerde "my medicine" var, snopp dogg'un. bu şarkıyla kid rock'ın o kumsaldan kurtulamamış kovboy şapkalı hali birleşse, bence güzel olur. "give my money, but my medicine" son derece red kit dolayları, son raddede ritmik, dım dım dım dım dım tadları. aylar önce çıkmıştı, ama bi anımsadık oldu o. bu snoop abinin bir de "bow wow wow yippi yo yippi yey" diye karın ağrısı bi eseri var, slow motion'da daft punk dinler gibi.
hep de böyle çalakalem müzik eleştirisi yazmak istemiştim, oh be. bi ferahlama geldi. ara sıra böyle yapayım bari.
listeye travis'in "chinese blues"uyla devam ederdim ama, hadi gene iyisiniz, susuyorum.