25 Temmuz 2007

slm, nbr cnm...

sigaralı profil resmi koymak yasaklansın.
ha çok severim. sigarayı değil, sigaralı profil resimlerini.
açarsınız inbox'ınızı, mesaj atmıştır bir sigaralı insan. püfür püfür tüttürmektedir. oh dersiniz, adam içiyor, ne güzel, yanına rakısını, kavununu, peynirini de koymuştur... veya almıştır kahvesini, üzerinden dumanlar tüter o kahvenin, mis gibi kokar, yakmıştır yanına sigarasını... efendime söyleyeyim, bira zamanıdır, şöyle buz gibi bir bira, yanına iki fıstık, oh yakmıştır sigarasını...
intibaya bak.
fakat, hayır!
adam, sigarayı ağzına koymuş, şekle girmiş, fotoğraf vermiş, profilden bakmış, aynadan yansımıştır aslında.
kendini şekilden şekle vermekle kalmamış, bir de keyif adamlığını geçmiş, sigarayla poza giren şekil adamlığına terfi etmiştir. üstelik mesajında da meymenet yoktur. bırakınız bir eleştiride bulunsun, bırakınız hayata dair bir yaşanmışlıktan bahsetsin. yok. "nbr" yazmıştır. allah allah dersiniz. mesajı evirir çevirirsiniz biraz. "bari slm nbr" yazsaymış, iyice, dersiniz. ama yoktur. resmen adamın biri, sigaralı pozlu siyah beyaz resmnini koymuş, size nbr demiştir. üstüne üstlük noktalamadan, imladan, güzel yazıdan, deyimden, öbekten habersizdir, ilgisizdir, tıyniyetsizdir. çünkü o gerekeni yapmış, resmini koymuş, evrimini tamamlamıştır. size de uğruna internetten mesaj atılan kız duruşuyla monitöre sabit bakışlarla bakmak düşer. allah allah, tövbe tövbe, hatta oldu olacak tövbe estağfurullah dersiniz. bu detaydan şunu çıkarırsınız: sigara içmediğiniz, içemediğiniz için profil resminiz hep nalan altınörs olacak, ve ne geçmişte ne de gelecekte kimseye sessiz harflerden bir dünya yarat bana bebeğim demeyeceksinizdir.


20 Temmuz 2007

bırakın ruhunuz göklere çıksın

İtiraf edelim, Audioslave hiçbir zaman 90’lara damgasını vurmuş Seattle dörtlüsünün (Alice in Chains, Nirvana, Pearl Jam ve Soundgarden) gözbebeği Soundgarden olamadı. Grup her ne kadar “Soundgarden’ın sesi ve Rage Against the Machine’nin gücü” felsefesine dayanarak kurulsa da, zaman içinde basında üyeler arasında çıkan gerilim haberleri yayınlanmaya devam etmiş, grubun üçüncü albümü “Revelations” da bekleneni verememiş, dinleyicisini bir türlü tatmin edememişti.
Chris Cornell, bütün bu karmaşanın içinde 1999 yılında ilk solo albümü “Euphoria Morning” ile deyim yerindeyse nefes almış, bu “çetin” koşullar altında aslında yapmak istediği müzik için önemli bir adım atmıştı. Bu Cornell için küçük ama sevenleri için büyük bir adımdı, aslında. Albümden çıkan ilk hit “Can’t Change Me”, 2000 yılında Grammy ödüllerinde adaylıktan fazlasını getirmediyse de, Cornell solo albümün tadını almıştı bir kere. “Casino Royale” için yaptığı “You Know My Name” ve “Bug” için yaptığı “Disappearing Act” şarkılarından sonra Cornell’ı artık kimse tutamazdı. “Yeni James Bond filmi için şarkı yazarken, kendimi tutamadım ve daha çok şarkı yazdım. Ve bu kadar çok şarkı karşısında ikinci albüm fikrine iyice odaklandım” diyordu ünlü yıldız, o zamanlar. Ses tellerine nazar değdirip birkaç kez tedavi altına alınan ünlü rockstarın geçtiğimiz aylarda yazdığımız Audioslave’den ayrıldığı haberi bu yüzden dinleyicilerini şaşırtmadı.
Önümüzdeki sene müzikteki 20.yılını kutlayacak olan 43 yaşındaki rockstar bu konuda rahatlamış görünüyor: “Onlar benden farklılardı, stüdyodayken bir “A&R adamına” (A&R: şarkıcı ve repertuvarı) ihtiyaç duyuyorlardı. Nasıl çalman gerektiğini söyleyen prodüktör fikri bana göre değildi. Solo çalarken, müzikal anlamda istemediğin hiçbirşeyi yapmak zorunda değilsin. Bu, harika.” Yeni albüm kayıtları için sanıldığının aksine büyük meblağlar dönmemiş, çünkü demolarını Los Angeles’taki evinin ve Paris’teki apartmanının yatakodasında kaydetmiş, ailesine düşkün rockstar: “Karım Vicky ile bir oğlumuz (Christopher Nicholas) bir de kızımız (Toni) var. Çocuklarımdan ayrı kalmak istemedim. Evde olmaktan ve yeni şarkılardan çok hoşlandım”. Söylediğine bakılırsa, Audioslave ile yaptıkları kayıtlarda herdaim iyi zaman geçirmiyorlarmış: “Agresif müziğe çok odaklanmıştık ve zor zamanlardı” diyor bu konuda: “Albümü bitirdikten sonra kendimi çok tazelelenmiş hissettim. Hatta bu hisle bir albüm daha kaydedebilirim! Yaşamak için müzik yapıyorum ve hayatımı bununla kazandığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Dünyayı gezdiğim, müzik yaptığım ve sahne aldığım için şükrediyorum!”

SERT ROCK RİFF’LERİNE NİHİLİST SOSLU SÖZLER
Cornell, uzun yıllar içinde bulunduğu grup psikolojisi ile tekbaşına çalmanın çok farklı olduğunu da itiraf ediyor: “Sanırım albümün tamamının kendi eserim olması çok farklı. Yalnız çalıştığınızda her şey bilinçli olarak akıyor çünkü kimseyle iletişimde değilsiniz. Grup psikolojisi insana bir çok şey veriyor ama aynı zamanda alıyor da!” Bu süreçte üç boyutlu düşünmeyi de öğrenmiş rockstar: “Bu çok bilgi verici bir süreç. Şarkı yazarken tüm fikirler kafanıza doluşuyor, kafayı çalıştırıp o an bu durumu nasıl ilerletirim diye düşünmeye başlıyorsunuz. Sonra karar vermeniz gerekiyor. Bütün bunlar benim için çok hızlı oldu.”

“Carry On” için, daha önce U2, Dave Matthews Band gibi isimlerle çalışmış olan prodüktör Steve Lillywhite ile elele vermiş Cornell. Daha önce Rick Rubin ve Brendon O’Brien gibi isimlerle çalışmış olan sanatçı, yeni albümünün sound’unun blues rock ve akustik olduğunu söylüyor.
Albümün açılışı, epey sert bir videoklibe sahip olan “No Such Thing” ile yapılıyor. Bu, Cornell’in Soundgarden zamanlarındaki karanlık ve içedönük şarkılarını hatırlatan belirgin rock riff’lerine sahip bir şarkı, hatta sertliğiyle ruhunuzu göklere çıkarıyor dersek abartmış sayılmayız. Şarkı sözleri de “işe yaramayan” bir nihilizm içinde hayatta kalmayı öğütlüyor: “..Görünmez olmaya çalıştım/ Bu imkansızdı/ En azından benim için/ Aşka güldüm, büyük hataydı/ Nefretle doldurdum kaybolmuşluğun içinde...” İkinci klip şarkısı, “Arms Around Your Love”da ise kız arkadaşı tarafından başka bir erkek için terk edilen bir erkeğin hikayesi anlatılıyor. Aslında kız adamı terk etmek istemiyor, onu seviyor ama adam bir kaybeden ve kız buna mecbur kalıyor. “Belki de adamın aklı eski sevgilisinin yanında başka birini gördüğünde başına gelecek” diyor Cornell, bu şarkı için: “O, kollarıyla senin aşkını sarıyor/ Senin daha önce yapmadıklarını yapıyor/ Bunun için şansın vardı ama kapıyı kapatmıştın.” Cornell, daha önceki konserlerinde bu şarkı ile Led Zeppelin’in “Thank You”sunu birleştirerek söylüyordu. (Cornell albüm kayıtları esnasında şarkının sonuna “Sen bir aptalsın!” nakaratını eklemek istediğini söylemişti, son dakikada vazgeçmiş belli ki.)

JACKO’YA HAKARETTEN BILLIE JEAN COVER’INA
Albümde darbuka nağmeleriyle dikkat çeken şarkılardan biri de, hayli ilginç bir hikayesi olan “She’ll Never Be Your Man”. İsminden de biraz anlaşılan şarkının hikayesini şöyle anlatıyor rockstar: “Şarkıda anlatılan adamın kız arkadaşı, adamı başka bir kadın için terk ediyor: ‘O (kız) senin arkadaşın olabilir/ O senin tıpkı annen gibi, asla sahip olamayacağın hayat görüşlerine sahip olabilir/ Dertlerini benden daha iyi biliyor olabilir/ Ama asla erkeğin olamaz…’ Erkekler bir kadınla ilişki kurabilmek için diğer erkeklerle olan rekabetin ne kadar zor olduğunu bilir”. Peki bu hikayeyi deneyimlerine dayanarak mı yazmış? “Hayır” diyor Cornell ve ekliyor: “Böyle bir evliliğe tanık oldum. Kadın eşini bir başka kadın için terk edip gitti. Aslında garip gibi görünebilir. Belki de sandığımız kadar kötü değildir, belki de kadın karşı cinse artık ilgi duymadığını fark etmiştir.”

Ünlü müzisyenin değişiklik olsun diye yatakodasında değil de, oturma odasında kaydettiği “Disappearing Act” de Ashley Judd’un başrolünü oynadığı William Friedkin yönetmenliğinde çekilen psikolojik korku filmi “Bug” için yapılmış, albümde de akustik versiyonu ile yer alıyor. “Safe and Sound”, blues ve soul ruhunu tanımlayan bir şarkı. Eleştirmenlere göre Cornell’ın vokali bu şarkıda Otis Redding ve Aretha Franklin’i çağrıştırıyor. (Bu şarkı prodüktör Steve Lillywhite’ın da albümdeki favorisi.) Jeff Buckley sound’unu andırdığı şarkısı “Ghosts” ilk kez Cornell’ın Boston konserinde çalınmış. “Killing Birds”, tıpkı 94’te Soundgarden için bestelediği “Like Suicide” gibi bir alt-rock denemesi ve Cornell’ın bu albüm için yazdığı son şarkı. “Scar on the Sky” ise albümün en “psikopat” şarkısı belki de, hatta burada Chris’in Syd Barrett’ten ilham aldığı bile söylenebilir. “Sweet Euphoria”yı andıran akustik tınılarıyla bu şarkı konserlerde de en çok alkışlanan Cornell şarkıları arasında yer alıyor.

Albümün nazarboncuğu ise, bir Michael Jackson klasiği olan “Billie Jean” cover’ı. Bu şarkıyı çok heyecan verici bulduğu için seçmiş, ünlü yıldız: “Aslında böyle bir planım yoktu. Müziği biraz değiştirdim, ama sözlere dokunmadım. Bu bir şaka değil! Soundgarden’ın ‘Rusty Cage’ini Johnny Cash tarafından yapılan cover’ını insanlar çok beğendi ve açıkçası bunu yapmak için ben de cesaretlendim” diyor. “Şarkının sözlerinde paniğe kapılmış bir hava var biliyorsunuz. Gerçekten kötü bir olay, biri size geliyor ve çocuklarının babası olduğunuzu söylüyor ama aslında değilsiniz” diyen Cornell’ı bir dedikoduyla biz tamamlayalım. Chris Cornell Soundgarden’ın tüm dünyada fırtına estirdiği dönemde, Maker dergisine verdiği bir röportajda Jacko’nun “HIStory” albümü için ağır konuşmuş, “Bu alçak herif, b.ktan bir albüm yapıp binlerce doları cebe indiriyor. Elvis mezarında ters dönüyor olmalı!” diyerek adeta ağzından ateşler saçmıştı.

“THE BEATLES İLK AŞKIMDI”
· Chris Cornell bir önceki evliliğini menajeri Susan Silver ile yapmıştı, bu evliliğinden Lilian Jean adında bir kızı var.
· Cornell’ın dillere destan bir the Beatles hayranlığı var. “Onlar benim ilk aşkım, müzik okulum” diyor rockstar.
· “Carry On”un promosyonlu versiyonu "The Roads We Choose - A Retrospective”; Soundgarden, Temple of the Dog, Audioslave ve Chris’in solo şarkılarının içinde olduğu 17 şarkılık tam dişimize göre bir arşiv.
· Peter adında kendisinin izinde giden bir erkek kardeşi var. Genç Cornell, geçtiğimiz sene “Suicide Parlour” albümlerini yayınlayan Black Market Radio grubunun solisti.
· 1990 yılında Cornell’ın uzun yıllar ev arkadaşı olan, Mother Love Born grubunun aşırı dozda uyuşturucu alarak hayatını kaybeden solisti Andrew Wood anısına kurulan tek albümlük proje, Temple of the Dog grubu bir efsane. Bugünün Pearl Jam’inin solisti Eddie Vedder’ın ilk profesyonel işi olan bu albümde Cornell ve Vedder düeti olan “Say Hello To Heaven” ve “Hunger Strike” şarkıları, eleştirmenlerce rock tarihinin en iyi düetleri arasında gösteriliyor.


Billboard, Temmuz, Sayı: 9

18 Temmuz 2007

Kuruçeşmede Robot Rock alarmı


Dünya elektronik müzik tarihinin en önemli isimlerinden Daft Punk, Flexi Card ve FG 93.7’nin sponsorluğunda, İstanbul’un şüphesiz en güzel konser alanlarından biri olan Kuruçeşme Arena’da yıllardır onların yolunu gözleyen hayranlarının ağzını bir karış açık bırakacak bir performans gerçekleştirdi. Dev sahnenin her santimetrekaresi, Fransız ikilinin bastığı her ritimde yanıp söndü, melodiye ayak uydurmaya çalışan binlerce izleyici zıplamaktan adeta telef oldu! Daft Punk’ın akılları durduran sahnesi öncesi DJ Onur Özer ve Hamburglu stüdyo bağımlıları Digitalism elektronik tutkunlarının ağzına bir parmak bal çaldı. Beklenen an ise robot personaların ışıklı dev bir DJ piramidi içinde sahne aldığı andı. İki yıl önceki albümleri “Human After All”dan “Robot Rock”la açılışı yapan ikili, durmak bilmeden “Tecnologic”, “Around the World”, "One More Time", "Harder, Better, Faster, Stronger" gibi hepsi birbirinden hit şarkılarını göz kamaştıran bir ışık seliyle destekledikleri dev sahnede birbirine bağlayarak alanı dolduran binlerce dinleyiciyi kendinden geçirdi. Gecenin finalinde, bis’i “Human After All”la yapan robot persona’lar, hafızalardan silinmeyecek performansları sonunda tüm izleyenleri şaşırtarak herkese el salladı ve öpücük gönderdi. Bu iyi performansı, mükemmele çeviren an ise şüphesiz gecenin tavan yapan son vuruşuydu: Guy-Manuel de Homem-Christo ve Thomas Bangalter Kuruçeşme’deki binlerce seyirciye sırtını döndüğünde kalabalıktan muazzam bir alkış yükseldi. Çünkü Fransız duo’nun siyahlar içindeki robot kostümünün sırtında “Daft” “Punk” logosu kırmızı ışıklarla yanıp sönüyordu. Daft Punk’ın performansı tüm izleyenler tarafından dakikalarca alkışlandı ve tüm elektronik tutkunlarına “İşte şov böyle yapılır” dedirtti.

Billboard, Sayı:10, Ağustos 2007

17 Temmuz 2007

uyku mu geldi canım benim?


evet çok fena düşününce ama böyle bir gerçeklik var hayatta. madonna desen en anne'den daha anne, all saints yıllar sonra anne anne biraraya geldi, dolores'in anneliği zaten dillere destan, sophie ellis-bextor da yavrulamış daha yeni öğrendik...

ben neden olmayayım?
hayır, tamam, şu an için demiyorum, zaten şu an için bir şey denmez, insan kendini hiç hazır hissetmez, o ayrı.
yavrulamak da değil maksadım.
fakat, böyle bir şey var işte hayatta. dünyanın en büyük rockstarı oluyorsun, dünyalar dolusu para kazanan bir dans tanrıçası falan oluyorsun, fakat bir ara, derhal hamile falan kalıp, minik minik yavrular dünyaya getirip, akabinde zayıflayıp tığ moduna geri dönüyorsun.
sonra da diyorlar ki, "annelik gibisi yokmuş hayatta". hayatta her şey yalanmış diyorlar.

üstelik en büyük lüksünüz, şişip şişip davul olmanızın yanı sıra, istediğiniz her an aşermek kisvesi altında mütemadiyen sindirim sisteminize yatırım yapmanızdır.
kimse size bir şey diyemez. o "kilo aldığın an giderim" diyen eşiniz aman çocuğa bir şey olmasıncılık yapar, yedirir, içirir, koşar, alır, gelir falan.
ha bebek doğduğunda, vızıldadığı an kıçını döner yatar, o ayrı.
hiç olmazsa o zamana kadar şu krallığı devrediyor ya, sen hüküm sürüyorsun ya, ohhhhh.. mis gibi.

efendim, emirgan'da hamile manavı varmış, gerçekten içinde her mevsim her şey varmış. bak babaların da işi kolay artık. "benim canım mandalina çekti hüsamettin"mi dedin, ooooh hüso hemen bi koşu emirgan manavına, üstelik gece de açık, yazın ortasında sana mandalina kapızlıyor. böyle güzellik, böyle rahatlık var mı? valla süper.
işte bu nedenle, eyy sırf aşermenin verdiği manevi hazza doyayım diye çocuk yapacağımı sananlar!
tamam, biraz haklısınız, mideme düşkünümdür, ama o kadar da değil canım.
valla çocuk istiyorum. yapacağım da.
rockstar da olmak isterim ama bu daha kolay. hem sana benzeyecek, hem sen yetiştireceksin, yemini suyunu vereceksin, zaten kuş kadar bir şey değil mi bu çocuk dediğin şey?
hayattan sıkıldığın an al sana karakan işte. oyna, uğraş, uyu, taşı, besle.

başka işin mi var allasen?
şimdi değil tabii canım... sonra. yapacağım bunu ama.

4 Temmuz 2007

iki resim arasındaki 7 fark

Yıllar geçse de üstünden, bu kalp seni unutur mu diyesim geliyor Dolores O'Riordan'a her baktığımda...
Çünkü bu İrlandalı fıstık, gençlik zamanlarında (bkz. sağ) yani, bundan bir 10 sene önce yirmili yaşlarındayken fırtınalar estirdiği the Cranberries zamanlarında beni benden alırdı. Deliler gibi albümlerini alır, şarkılarını ezberlerdim. 5 Kasım 2002 konserini de en tepelerde seyretmiştim. Sonra yıllar tıkır tıkır geçti, Cranberries başarısız şarkılar yapmaya başladı, anladık ki aralarında husumet çıkmış, bizim zaten gençliğinde çoluğa çocuğa karışan Dolores gitmiş iki çocuk daha yapmış. (bkz. sol). İyiden iyiye ev kadını olmuş, çamaşır çitlemiş, çocukların donlarını asmış (kendi öyle diyor.) Nerde kalmış bir zamanların sahneyi alevlendiren yaman kadını, nerde kalmış o hepbirağızdan söylenen hitlerle kendimizden geçtiğimiz rockstar. O kulağı 12 küpeli kadın gitmiş, yerine nerdeyse duvarına saatli maarif takvimi asan, kendi halindeki anne gelmiş. Neyse ki çağlayanlar gibi bir ses var da kadında, gene içi rahat etmemiş, gitmiş kendi albümünü yapmış, diğer berry'lerle olayı bitirmiş (kendisi işte öyle olduydu da, bıttı bıttı diye kem küm ediyor). Son zamanlarda yapılmış bir röportajını izledim en son. Böyle bir sakin, dingin, durulmuş, dinine bağlı, çocuklarına düşkün, kocasını seven filan bir kadın olmuş. O çoraplarını yırtıp atan, fileli mini etekli gençkızlık hallerinden sonra giymiş montu, takmış fuları kadın kadın olmuş. Ulan dedim, ne garip, bu kadın bile çok oturgaçlı götürgeç gibi müzmin bir evkadını olabiliyorsa, gündüz çocukların yemeğini yedirip gece konser veriyorsa, yerim ben bu kadını! Al sana kadın gibi kadın! "Ben bu hayata çocuk getirmek istemiyorum Berkmen" diyen, veya "Çocuk benim tarzım değil Tanıl" diyen metropol duruşlu kadın modeline de en kozmopolit halimle önce soldan, sonra sağdan kafa koymak, akabinde de iki resim arasındaki yedi farkı bulunuz demek istiyorum.

Rock Dolly, Rock!