30 Mayıs 2007

burn baby burn...*


yazı erken getiren insanların her zaman hastasıyım.
bu insanlar mart ayında ceketsiz gezmeye, nisan itibarıyla şort giymeye ve mayısta da sandaletle sokaklarda cirit atmaya başlarlar.
ne zaman yazı erken getirenlerden olayımcılık yapsam iki sene önce geçirdiğim zatürree gelir aklıma, ürperirim.
bu nedenle hafif ucundan bir deniz kenarı, bir güneş yanığı, bir yeni sezon bikinisi gördüğümde kızgın kumlardan serin sulara hazırlık yaparcasına hanımefendilik sınırları çerçevesinde zıp zıp zıplamak, hatta edepli bir şekilde hoplamak falan isterim.
benim için 2007 yazının en heyecan verici meseleleri sırasıyla:
1. chris cornell rock'n coke konseri
2. tool parkorman konseri
3. denize girmek
olduğu varsayılırsa, deniz kenarında yapılacak her tür festivalde en ön saflarda yer alacağımı söyleyeyim ki eksik kalmayayım... bittabi, püfür püfür kapağı nedeniyle dergimin bu ay da hastası olduğumu belirtmeden geçemem.. kendi yavrum gözüme güzel gözüküyor ama allasen, zaten güzel gözükmüyor mu bu uzaktan?
ve son olarak haziran'ı institute- bullet proof skin*, rob thomas- ever the same ve maroon 5- makes me wonder ile açtığımı da ekleyeyim, sen de rahatla, ben de...

21 Mayıs 2007


Tarihimizin en sevilen kapaklarından biri olan Mayıs kapağımız ellerinizden öper...

13 Mayıs 2007

daha ne yapayım?!


ünlüyle fotoğraf çektirme konusunda sıkıntısı had safhada olan bi insanım.
bunu annem, "yavrum, kendine bi arşiv yapsana, onca ünlüyle neyin konuşuyon ediyon, nar tanesi, nur tanesi, hani bunun ilk tanesi?" gibi bir şey dediği gün fark ettim.
ben fotoğraf falan çektirmiyorum, çektiremiyorum, aklıma gelmiyor.
dur anı olsunculuk yaparım ama ünlüyle bir şey yapma eylemi galiba fikir olarak beni "aym irriteyting beybe" düzeyine çekiyor.

ünlüyle kankalaşabilirim.
inatlaşabilirim.
sıkıştırabilir ya da sıkışabilirim.
ama fotoğraf çektirmek? birileri akıl eder de, hadi bi sizi aynı karede alalım derse amenna!

bikaç kez denedim, baktım ki ben eğri büğrü, pozdan poza giremeyen, şekilden şekli alamayan, tuhaf bir varlık olarak görünüyorum o fotolarda.. bir şey düşünürken bana kal gelmesi hali fotoğraflarla kanıtlanmış, e ben ne yapayım ki?
yüksek mimar kadir topbaş'ın taksimin göbeğindeki "hizmette sınır tanımayız"lı fotoğraflarından sonuncusu, "bunca şey yaptım, e daha ne yapayım?" der gibiydi.
bir yılbaşı akşamı harbiye'de kadir topbaşı'ın selamına maruz kaldım!! bu da ayrı bir anı!
kadir topbaş gibi, ülkemizin "önde gelen"leriyle fotoğraflanma çabasına girmem, elimde dev bir akbille "aklın yolu bil" sloganı atarak fotoğraf falan çekinemem!

çekinene de bişey demem. diyemem...