28 Nisan 2007

gönderiyi getirdim efendim...

gönderiyi geri getir diyor yukarıda türkçeleştirilmiş blogger şeysi.
tırsıyorum.
ilk tırstığımda blogger'ı ruhunu kaybetmiş gibi ingilizceye çevirmiştim sanki muhteşem bir ingilizcem varmışçasına. sonra bozuldu, ne biliyim bir şekle girdi, yok konnekşın monnekşın hataları verdi. ellemedim sonra ben de.
ama işte, gönderiyi geri getir, biraz çok oturgaçlı götürgeç gibi oluyor ya, bana sinir yapıyor bu durum!
bu ara fazla ingilizce konuşmak-konuşamamak-rahatsızlanmak durumlarında kaldığımdan olabilir bu "ay gözüm şeyoldu" durumu.
otobüste bile turistler bende bir "ingilizce yol tarif edebilir" ifadesi seziyor sanırım, ki bu çok stres bir durumdur. kaldı ki türkçe yol tariflerinde bile sıkıntı yaşayan biriyim ben!
törn rayt, left, yok yok en iyisi follow mi deyip elalemi kapısına kadar götürmek zorunda kaldığımı bilirim!

ingilizceyi lisede, hotline'ın "victoria road"lu serisinden öğrenmiştik, "victoria road rap rap rap" nidaları içinde.
bu aralar da "birds can't fly" diye rap yapan sultana'nın "kuşu kalkmaz"ına takıldım.
nerde sue'lu terry'li victoria road, nerde kuşu kalkmaz, kuşu kuşu kalkmaz?!
ama zamanına göre son derece cesur ve iyi bir şarkıymış, şimdi anlıyorum!

neyse biraz yorumları yöneteyim ben, i tunes kendi kendini proses etsin :)

2 Nisan 2007

hoşgeldiniz kazım bey, hoşgeldiniz neclanım...

Canimizdan bir parça dergimiz Billboard.
Kulağımızda çıkan Radiohead ağacına, Kurt Cobain delirmelerine, son dakika Heroes'una, Avril'in cebinden çıkan yastıklara, Teo ve Ortaçgil sohbetlerine kurban olam.
Salla salla salla salla elmaları salla diyor ve gözlerinden öpüyorum...
:)

1 Nisan 2007

mezarımdaki gülleri boyaman için...

Stone Temple Pilots hallerindeyim.
Kesinlikle ve katiyetle, mütemadiyen ve derinlemesine.
Nedendir bilmiyorum ama kulağımda bu sefer de "I Got You" ağacı çıkıncaya kadar "No.4" albümünü dinliyorum.
Bi de Stone Temple Pilots'ta acayip bir şey var. Her şarkısını biliyorum. Yeni şarkılarını bile sanki önceden dinlemişim hissini üzerimden atamıyorum. Bu nedenle her şarkıya ayrı bir bağlanıyorum. 1996'daki "Trippin' On A Hole"dan, 1994'teki "Interstate Love Song"a, efsane "Plush"dan yok efendim "Atlanta"ya kadar her biri tanıdık. Scott Weiland'ın ses de zaten Chris Cornell-Eddie Vedder karması bişey, iyiden iyiye harlanıyor insan çekiç-örs-üzengisinde. Pek güzengi. Peki nedir "I Got You"nun olayı? Şubat ayına özel, "En sevdiğiniz aşk şarkısı" diye bir konu yapıp millete sormuştum. Yok efendim Frankie Goes to Hollywood'dan Toto'ya delimsi bir liste çıkmıştı da ben hiçbirini beğenmemiştim. "Benim öyle bir şarkım yok demek ki" bile demiştim ki, varmış, kederli de olsa, varmış, çünkü bazı şarkılar senindir, bazı sesler senin için söyler. Böyledir bu...

"I got you
But its the craving for the good life
That sees me through troubled times
When the mind begins to wander to the spoon
And I got you
Because your there to bend and nurture me through these
Troubled times cause the fix begins to twist my troubled mind..."