27 Şubat 2007

canımız billboard.
işte bir sayıyı daha bitirdin, bilemiyorum bayiilere gittin mi?
çıktığın ilk günü hatırlıyorum da.. minik bir bebek gibiydin. ota boka mızmızlanıyordun.
senden iyisi var mı bilmiyorum ama biz seninle o kadar alakadarız ki, diğerleri bizimle uğraştığı kadar okumaya sabredip de onlarla uğraşalım diyemiyoruz. ama seviyoruz hepsini, onlar da bizim canımız kanımız.
maşallah şebo'yu da kapak yapmışsın, billboard abd görüp yine "oovvv fantastic" diyecek belli ki!
yerim senin kırmızını.
öptüm,

seb...

25 Şubat 2007


haydarpaşa'yı hayatımda hiç bu kadar sık ziyaret etmemiştim herhalde.
önce pat diye araya giren bir ankara, sonra da mor ve berisi grubumuzla birlikte gidilen bir antalya seyahati.. afyon dinar'dan sabaha karşı 5'te aktarma yapılarak gidilen bir palmiye şehrinden önce, yataklı vagonda temiz çarşaf kokusu...
çok eğlendik, orası ayrı. antalya'nın mayıs kıvamındaki sıcağından sonra, istanbul'a dönen uçakta bir de öndeki "güzel çiftin" elinde billboard görünce, iyice neşelendim. hafiften hangi sayfaları okuduklarını dikizledim, hafiften de pencere kenarına konuşlanıp yerde pamuk tarlası gibi gözüken bulutları...

güzeldi, istanbul. istanbul'un açılışını elbette beyoğlu'nda yapıp, evde pinekleme aşamasını da başarıyla atlattıktan sonra finali kadıköyle yaptım..
ve gördüm ki kış gelmiş.
soğuk öyle böyle oymuyor insanın içini...

şubat sonu itibarıyla kulak zarımıza biraz kasabian-empire, good charlotte-keep your hands off my girl, three days grace- home, sagopa kajmer-baytar, nonpoint-rabia (spanish version), dredg-same ol road ve eğlencelik olsun diye de girls aloud&sugababes-walk this way vermekte bir sakınca görmüyorum elbette...

ha bu arada, ankara'da tcdd'yi aradığında bekletme müziği "kara tren" çalıyormuş, onu da belirtmeden geçmek istemem!

9 Şubat 2007

ankara'nın taşına bak...


Ankara'ya gidince de, Ankara'dan gelince de insan kendini bir tuhaf hissediyor.
Ankara'da git git bir türlü sahili bulamıyorsun ya, işte asıl depresyon odur.
Gelir gelmez buradaki çişli Haliç kokusunun bile hastası oluyorsun bir anda. "Ohh be düzensizliği özlemişim!" diyorsun.
İnsanlar köprüde bile sağdan yürüyor, kalabalıkta kimse kimsenin sırtına çıkmıyor Ankara'da. Çok şaşırıyorsun sapına kadar bir İstanbullu olarak. "Heyt be işte metropol dediğin böyle olur" falan diye vayvaylanıyorsun. Gece vakti Kızılay'da rahat rahat yürüyorsun, caddede kapkaç olur mu acaba diye düşünmene gerek kalmıyor. "İndi-bindi" falan diyorlar, tipex demeyip "dakstil" diyorlar, vay bee diyorsun. Kentkart, EGO, Öveçler, Subayevleri, Ankaray, AŞTİ, Bakanlıklar Caddesi... Atatürk kokan bir şehir, bundan güzeli mi olur diyorsun.
Oluyor, şairin dediği gibi Ankara'nın en güzel yeri İstanbul'a dönüş yolu oluyor.
İnsanın kar yanıkları bile hemen geçiyor.